24 Ocak 2014 Cuma

Pankek


Defne kahvaltı yapmaktan hoşlanmıyor. Ne kadar uğraştıysak da boşuna... Bazen eline pankek alınca seviyor, bazen onu da yemiyor. Deniz üzerine bal kaymak sürüp afiyetle yiyor. Genelde haftasonları en az bir kez pankek yapıyoruz, sonra genelde geri kalanları ben yemek zorunda kalıyorum :)
 
Kek gibi bir dokusu var, yumuşacık, çocukların genelde sevebileceği türde bir şey.
 
Malzemeler:
 
1 yumurta
2 tatlı kaşığı toz şeker
1 tatlı kaşığı kabartma tozu
2 yemek kaşığı süt
3-4 yemek kaşığı un (yumurtanın boyutuna göre daha az ya da daha fazla olabilir, kek kıvamına gelene kadar çırparak un eklemek gerekiyor)
 
Tavayı zeytinyağı ile yağlayın, yağın fazlasını alın (isterseniz fırça ile biraz yağ sürebilirsiniz, gerçekten çok az yağ gerekiyor). Tavayı iyice kızdırıp, altını iyice kısın. 1 yumuırtadan yukarıdaki gibi 3 küçük parça çıkıyor. Hamuru 3 eşit parçada büyükçe bir tavada aynı anda pişirebilir, ya da daha minik pankekler hazırlayabilirsiniz. Kısık ateşte bir yüzü pişerken, biraz kabardığını göreceksiniz. Daha sonra diğer yüzünü de pişirip servis edebilirsiniz.

Gidiyorsun...


Gidiyorsun... Sana alışmak öyle zor oldu ki! Evde bir yabancı, üstelik inatçı. İki keçinin bir köprüde yürümeye çalışması gibiydi. İkimiz için de zor oldu alışmak, ama alıştık. Önce minicik bebek, yaz günleri. Sonra kış, ilkbahar, yaz... Hatta bir kış daha.
 
Senin Defne'ye nasıl baktığını gördüm, onu nasıl sevdiğini gördüm. O zaman bıraktım kontrol delisi olmayı. Bana bıraktıran sen oldun. Sana güvendikçe gözlerinin içi gülmeye başladı. Yüreğimi, canımı ellerine avuçlarıma bıraktım. Her gün ben işten geldiğimde gülüyordu. Hiç canını yakmadın, en ufak bir kaza bile geçirmedi. Bizi sahiplendin. Ailemizin parçası, evimizin insanı oldun. Her sabah seni görerek başladım güne, bana hep içtenlikle günaydın dedin.
 
Gidiyorsun. Sevmiyorum alıştığım şeyleri bırakmayı. Çünkü çok zor alışıyorum. Zor sahipleniyorum, zor alıyorum hayatıma insanları ve çok zor güveniyorum. O rahatlığı bir kere yakaladıktan sonra da kimse hayatımdan çıkmasın istiyorum, ama öyle olmuyor.
 
Keriman Teyze'den sonra sen de gidiyorsun. Nasıl alışacağım şimdi yeni birine, yeni bir düzene? Yine içimde o hiç sevmediğim his... Ben böyle hissederken minik Defne nasıl alışacak sensizliğe? Kim gelecek yerini doldurmaya, senden sonra nasıl devam edeceğiz?
 
Biliyorum, her şey yoluna girecek, yeni düzende de herkes mutlu mesut olacak... Ama bu geçiş dönemleri. Zor işte, gideceğini bilmek zor....

11 Eylül 2013 Çarşamba

Mısır Ekmeği


Yanında beyaz peynirle çok iyi giden, yumuşacık bir mısır ekmeği. Misafire kurulan sofraların vazgeçilmezi. Kahvaltıda ya da akşam üstü çayla. En önemlisi, mısır ununun kalitesi. Mümkünse Karadeniz'den gelmiş çifte kavrulmuş mısır unuyla yapmak gerek.

Malzemeler:
3 su bardağı mısır unu
1 su bardağı yoğurt
1,5 çay kaşığı tuz
1 paket kabartma tozu
1/2 çay bardağı sıvı yağ
Süt
Tereyağı

Malzemelerin tamamını bir kapta çırpın. Kek kıvamı alana dek soğuk süt ekleyin. Fırın kabınızı içerisinde iki tatlı kaşığı tereyağı ile 170 derecede ısınmış fırına verin. Tereyağı eriyince kabın her yanına eşit olarak yayın ve karışımı boşaltın. Üzerini ıslak elinizde dümdüz bir hale getirin. 170 derecede ısıtılmış fırında üzeri kızarana kadar (ve içerisine soktuğunuz bıçak temiz halde çıkana kadar) pişirin. Pişerken üzerinin çatlaması normal. Soğuduğunda dilimleyin.