24 Temmuz 2014 Perşembe

En Rahatsız Olduğun Şey...


Seni en rahatsız eden şey... Belki de aynaya baktığında görmek istemediğin şeydir. Belki gerçekten hiçbir şey bir tesadüf değildir de; burnunun dibinde biten istemediğin ot misali  her gün katlanmak zorunda olduğun şey her neyse (Hepimizin şu hayatta katlanmak zorunda olduğu bir şeyler yok mu? Bazen, herkes bu hayatta bir şeylere katlanmak zorunda, aman canım benimki de bu oluversin demek insanın içine su serpmiyor mu?) kendinde var olan kötü bir özelliğini sana hatırlatmak için çıkıyordur bir engel gibi yoluna?
 
Düşünsene, daha iyi bir insan olmak, dünyaya geliş amacını gerçekleştirebilmek ve kendini bulabilmek için çıktığın şu yolda aynı çemberin içinde dönüp duruyorsan eğer, birilerinden, bir şeylerden şikayetçiysen... Belki o her gün uğraşmak zorunda kaldığın kişideki hiç sevmediğin özellik (inatçılık, kibir, kabalık, kalp kırmak, vb.) kendinde var olan, hiç istemediğin anlarda ortaya çıkan, törpülemeye çalıştığın bir özelliğindir? Bu çemberi kırmanın en kolay yolu kendini değiştirmek, daha iyi bir insan olmak, dünyaya geliş amacını gerçekleştirmeye odaklanmaktır belki de... Belki bu noktadan sonra o hiç sevmediğin özellik sana batmamaya başlar böylece.
 
Amin Malouf Semerkant'ta okumuştum bununla ilgili bir şeyler, ama üzerinden neredeyse 13 yıl geçmiş. Durmadan sorunlu insanlarla karşılaşıyorsan, eğer hayat senin karşına hep kalp kıran, insana değer vermeyen birilerini çıkarıyorsa mesela, sen de bazen hata ile de olsa, istemeden de olsa kalp kırıyor olabilir misin? O insan seni bu yüzden bu kadar rahatsız ediyor olabilir mi? Aynada hiç görmek istemediğin bir sivilceyi görmek seni nasıl rahatsız ediyorsa, bu insan da seni bu yüzden bu kadar rahatsız ediyor olabilir mi?
 
Düşünmek lazım... Ve seni rahatsız eden ve ruhuna iyi gelmeyen şey neyse, onu dönüştürmek... Sevmediğin duygunun kamçısıyla hırslanmaktansa, durulmak... Daha sakin, daha insan, daha "ben" olmak lazım.
 
Ancak böyle kırılacak o çember. Belki böylece ardında kalacak bütün kara duygular, belki ancak o zaman gerçekten "umursamamaya" başlayacaksın...

17 Temmuz 2014 Perşembe

Tatil

Bir daha bu kadar minicik olmayacaksınız ki... Bu bebecik hallerinizi öyle çok özleyeceğim ki bebeklerim!!!
 
Sizinle geçirdiğimiz en güzel tatilimizdi. Deniz sudan çıkmadı, hep eşeğiyleydi, parmakları buruşuncaya kadar suda kaldı...
 
 
 
Defne geçen sene hiçbir şey anlamadığı tatili çok sevdi. Devamlı bir şeyler atıştırdı, bolca dondurma yedi. Tabi o da bolca sudaydı, bıdı bıdı bıdı bıdı diyerek yüzdü :) Abisiyle elele tutuşup tek başlarına dondurma almaya gidişleri çoook sevimliydi.
 
 
 
Her gün masamıza kafamızı gömüp, hayattan ne çok şey kaçırıyoruz! Miniklerimize doyarak bol bol güzel vakit geçirdiğimiz çok daha güzel tatillerimiz olur inşallah...

 

Yepyeni Hayat


Yepyeni hayat... Yepyeni düzen... İşte bu güzel manzaraya bakarak eve dönüyorum (fotoğrafı araba dururken çektim :)), bebeklerimi kreşten alıyorum. Hava çok güzel, her akşam mümkün olduğunca dışarıda vakit geçirmeye çalışıyorum. Gece bile balkonda oturmak istiyor canım, nasılsa burası Ankara. Hepi topu bir ay sonra balkonda oturulmaz gece...

Hayatımızda önemli bir değişiklik var. Evde yaklaşık 5 yıldır her gün birinin bulunması durumu sona erdi. Hem iyi, hem de kötü yanları var bu durumun. Defne'nin 3 yaşına kadar evde kalmasını isterdim. Kendisi bakıcımızın ayrılması ile birlikte 2 yaşını doldurmadan kreşe gitmek durumunda kaldı. İlk başta çok dirensem de, sonradan kreşin daha tertipli, düzenli ve prensipli olması hoşuma gitti. Defne daha güzel yemek yemeye başladı mesela... Gece daha erken uyumaya başladı. Sonra, ne kadar yakın olursa olsun, her sabah eve bir başkasının gelmesi, uyanınca evde bir yabancının olması çok sevimli bir durum değildi...

Ancak, evdeki işlerle başbaşa kalmak da zor. Çamaşır yıka, as, katla, ütüle, kaldır hiç bitmeyen bir döngü. Sonra saat 18:30'da benimle birlikte eve giren iki minik aç kuzu, ve yemek yapılması zorunluluğu. Çoğu zaman kendimi gece 12:00-02:00 arası yemek yaparken buluyorum. Geçen gece olduğu gibi:

Yemeğe başlarken tezgahın ve bulaşık makinasının boş olması, aynı anda birkaç yemeği yapmak ve yaparken bulaşıklarını hemen makinaya yerleştirmek, temiz çalışmak sürenin daha da uzamaması için oldukça önemli... Daha bunun gibi pek çok yapılması ve dikkat edilmesi gereken şey var, yazmadan edemeyen biri olduğumdan, mutfak dahil her yerde not defterim ve not kalemimle dolanıp duruyorum :)

Yoğun olmasına rağmen çok keyifliyim. Evimde her şeyi istediğim gibi ben yapıyorum, sanırım bu hissi özlemişim. Ve sanırım bloga bir daha bu kadar uzun süre ara vermeyeceğim...

24 Ocak 2014 Cuma

Pankek


Defne kahvaltı yapmaktan hoşlanmıyor. Ne kadar uğraştıysak da boşuna... Bazen eline pankek alınca seviyor, bazen onu da yemiyor. Deniz üzerine bal kaymak sürüp afiyetle yiyor. Genelde haftasonları en az bir kez pankek yapıyoruz, sonra genelde geri kalanları ben yemek zorunda kalıyorum :)
 
Kek gibi bir dokusu var, yumuşacık, çocukların genelde sevebileceği türde bir şey.
 
Malzemeler:
 
1 yumurta
2 tatlı kaşığı toz şeker
1 tatlı kaşığı kabartma tozu
2 yemek kaşığı süt
3-4 yemek kaşığı un (yumurtanın boyutuna göre daha az ya da daha fazla olabilir, kek kıvamına gelene kadar çırparak un eklemek gerekiyor)
 
Tavayı zeytinyağı ile yağlayın, yağın fazlasını alın (isterseniz fırça ile biraz yağ sürebilirsiniz, gerçekten çok az yağ gerekiyor). Tavayı iyice kızdırıp, altını iyice kısın. 1 yumuırtadan yukarıdaki gibi 3 küçük parça çıkıyor. Hamuru 3 eşit parçada büyükçe bir tavada aynı anda pişirebilir, ya da daha minik pankekler hazırlayabilirsiniz. Kısık ateşte bir yüzü pişerken, biraz kabardığını göreceksiniz. Daha sonra diğer yüzünü de pişirip servis edebilirsiniz.

Gidiyorsun...


Gidiyorsun... Sana alışmak öyle zor oldu ki! Evde bir yabancı, üstelik inatçı. İki keçinin bir köprüde yürümeye çalışması gibiydi. İkimiz için de zor oldu alışmak, ama alıştık. Önce minicik bebek, yaz günleri. Sonra kış, ilkbahar, yaz... Hatta bir kış daha.
 
Senin Defne'ye nasıl baktığını gördüm, onu nasıl sevdiğini gördüm. O zaman bıraktım kontrol delisi olmayı. Bana bıraktıran sen oldun. Sana güvendikçe gözlerinin içi gülmeye başladı. Yüreğimi, canımı ellerine avuçlarıma bıraktım. Her gün ben işten geldiğimde gülüyordu. Hiç canını yakmadın, en ufak bir kaza bile geçirmedi. Bizi sahiplendin. Ailemizin parçası, evimizin insanı oldun. Her sabah seni görerek başladım güne, bana hep içtenlikle günaydın dedin.
 
Gidiyorsun. Sevmiyorum alıştığım şeyleri bırakmayı. Çünkü çok zor alışıyorum. Zor sahipleniyorum, zor alıyorum hayatıma insanları ve çok zor güveniyorum. O rahatlığı bir kere yakaladıktan sonra da kimse hayatımdan çıkmasın istiyorum, ama öyle olmuyor.
 
Keriman Teyze'den sonra sen de gidiyorsun. Nasıl alışacağım şimdi yeni birine, yeni bir düzene? Yine içimde o hiç sevmediğim his... Ben böyle hissederken minik Defne nasıl alışacak sensizliğe? Kim gelecek yerini doldurmaya, senden sonra nasıl devam edeceğiz?
 
Biliyorum, her şey yoluna girecek, yeni düzende de herkes mutlu mesut olacak... Ama bu geçiş dönemleri. Zor işte, gideceğini bilmek zor....

11 Eylül 2013 Çarşamba

Mısır Ekmeği


Yanında beyaz peynirle çok iyi giden, yumuşacık bir mısır ekmeği. Misafire kurulan sofraların vazgeçilmezi. Kahvaltıda ya da akşam üstü çayla. En önemlisi, mısır ununun kalitesi. Mümkünse Karadeniz'den gelmiş çifte kavrulmuş mısır unuyla yapmak gerek.

Malzemeler:
3 su bardağı mısır unu
1 su bardağı yoğurt
1,5 çay kaşığı tuz
1 paket kabartma tozu
1/2 çay bardağı sıvı yağ
Süt
Tereyağı

Malzemelerin tamamını bir kapta çırpın. Kek kıvamı alana dek soğuk süt ekleyin. Fırın kabınızı içerisinde iki tatlı kaşığı tereyağı ile 170 derecede ısınmış fırına verin. Tereyağı eriyince kabın her yanına eşit olarak yayın ve karışımı boşaltın. Üzerini ıslak elinizde dümdüz bir hale getirin. 170 derecede ısıtılmış fırında üzeri kızarana kadar (ve içerisine soktuğunuz bıçak temiz halde çıkana kadar) pişirin. Pişerken üzerinin çatlaması normal. Soğuduğunda dilimleyin.

22 Ağustos 2013 Perşembe

Granola




Kahvaltı etmeyi çok istiyorum. Hatta, kahvaltı yapınca mutlu oluyorum. Ama sabahları tatlı telaşla buna ayıracak en fazla 5 dakikam oluyor. Hazır şeyler yemeyi sevmiyorum, bu yüzden Granola benim için muhteşem bir keşif oldu. Üstelik sağlıklı olmasının yanı sıra, uzun süre tokluk hissi veriyor. İçine hangi malzemeden isterseniz koyabilirsiniz, pek çok değişik çeşidi deneyebilirsiniz. Değişik kuruyemişler, - yaş ya da kuru - çeşit çeşit meyveler... Malzemeler aşağıda, ancak ölçüleri yok. Bütün malzemelerden istediğiniz kadar koyabilirsiniz. Ben kapaklı cam bir kase kullandım, yulaf ezmesi için ölçüm buydu. Diğerlerini istediğim kadar ekledim.

Malzemeler:

- İstediğiniz kadar yulaf ezmesi,
- Çekirdek içi,
- Yaban mersini,
- Çiğ badem
- Bal
- Damla çikolata


Bademleri ve çekirdekleri kavurun. Tepsi içerisine koyduğunuz yulaf ezmesine yaklaşık 3 dakika karıştırılarak kavrulmuş badem ve çekirdekleri koyduktan sonra istediğiniz kadar bal ekleyin. Karıştırın. Tepside hafifçe kızarana kadar fırında tutun. Arada karıştırmanız eşit şekilde kızarmasını sağlayacaktır. Dikkat edin, içerisinde bal olduğu için bir anda yanabilir.


Fırından çıktıktan sonra yaban mersinini ekleyin. Çikolatanın erimesini istiyorsanız sıcakken, değilse soğuduktan sonra ekleyebilir, kapaklı cam bir kasede muhafaza edebilirsiniz.